You are here: Home Diller Sanskrit

Sanskrit

SANSKRİT GRAMER TARİHİ

Hindistan’da gramer çalışmalarının başlamasına ilk etken, bütün kutsal Vedik metinlerin dinsel bir güdüyle her harfine dikkat edilmesi ve korunması gerektiğine olan inançtır. Sanskrit dilinin şeffaflığından da yardım alan eski Hintli gramerciler, M.Ö. 5.yy da ilkçağların başka milletlerinden farklı olarak, çalışmalarında bilimsel sonuçlara ulaşmışlardır. Bu, örneğin, onların ayırt edici başarıları, kelimelerin büyük bir bölümünün bir tarafta kökten, ve diğer tarafta da eklerden meydana geldiğini, ki bunlar köke eklendiklerinde temel anlamı birçok yolla değiştirmektedirler, fark etmiş olmalarıdır.

Bilinen en eski gramer kuralları Panini’ye aittir. Panini’nin grameri, tam olarak gelişmiş bir sistem ortaya koyar. Öylesine ki kendisinden önce gramer alanında ortaya konan altmışın üzerinde çalışma büsbütün ortadan kalkmıştır.

Panini, Yaska’ya (M.Ö. 500 civarları) kıyasla oldukça sonradır ve ikisi arasında çok sayıda önemli gramerci yer alır. Diğer yandan, Panini, büyük olasılıkla M.Ö. ikinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan yorumcusu olan Patancali’den çok öncedir. Bu ikisi arasında da yine seçkin bir gramerci olan Katyayana vardır. Panini ‘yavanani’ sözcüğünü kullanır, Katyayana bu sözcüğü ‘Yavanaların yazısı’ olarak açıklar (örneğin; İyonlar, Yunanlar). Hintlilerin Yunan yazısını M.Ö. 327’de Büyük İskender’in istilasından önce tanıyor olmaları pek mümkün olmasa gerek. Fakat, kuzey-doğu yerlileri, ki Panini de bunlardan biridir, doğal olarak bu tarihten kısa bir süre sonra bu yazıyı tanımışlardır. Bir gramercinin Yavana ‘Yunan’ sözcüğünden ‘Yunan yazısı’ anlamında bir türetebilmesine ait kurallar yapmadan önce o toplumun bir aşinalıkları olması gerekir. İşte bu yüzden Panini’yi M.Ö. 300’lerin öncesine yerleştirmek büyük olasılıkla mümkündür.

Panini’nin grameri sekiz bölüme ayrılmış yaklaşık 4000 kuraldan meydana gelir. Her biri son derece kısa olarak düzenlenmiş her sūtra (aforizma) genelde sadece iki ya da üç kelimeden meydana gelip, çalışma bütün olarak orta boyutlu devanagari alfabesiyle bastırılacak olursa, 35 sayfadan fazla yer tutmaz. Yine de bu gramer, bütün Sanskrit dilini yapısının bütün ayrıntılarıyla, başka hiçbir yerde bulunmayan bir bütünlükle anlatır. Bu dünyadaki en kısa ve en yoğun gramerdir.

Panini, Bhasha (klasik Sanskrit)’nın doğru kullanımını gösterir bir inceleme hakkında verdiği ayrıntılı çalışmasındaki çabasıyla, artık anlaşılması çok da zor olmayan kutsal metinlerin dilini inceleme alanına almaya yöneldi. Panini, buna bağlı olarak vedalar hakkında yüzlerce kural verirse de bütünlük yoktur. Vedik dille ilgili çalışmaları bütün olarak ele alınacak olursa birçok açıklık ve önemli konuların sıklıkla atlanırken önemsizlere yer verdiği göze çarpar. Panini çalışmasının bu bölümünde, Veda’yı gramer kuralları açısından en yetkin olarak nitelemekle ve özellikle de yaptığı değişiklikler ve konu dışı bıraktıklarıyla, konunun özünü kavramada mutlak bir yetersizlik sergiler.

Panini’nin grameri bir şabdanuşasana, ‘kelimeler üzerine bilimsel inceleme’ olup, temel prensibi bütün isimlerin fiillerden çıkarıldığıdır. Analizi yapılacak sözcük içindeki kök, ek ve sonuç içindeki en basit elemandan başlayarak, köklerden isime ve fiile dayalı gövdelerin, gövdelerden de sözcüklerin tamamlanışını gösterir. Panini, aynı zamanda yeni biçimler veren elementlerin ve başka sözcüklerin eklenmesi işlemlerini gösterir. Bu Panini’nin sadece soneklerin türemesiyle oluştuğunu varsaydığı sözcük yapılanmasının temel belirleyicisidir. Böylece ‘bhid’ (delmek) gibi fiile dayalı bir kök, isim haliyle kullanıldığında (delgeç) oluyor; ancak sonek yerine bir boşluk koyulduğundan, Panini hayali bir sonek var sayarak oldukça yapay bir çareye başvuruyor.

Yaska, Şakanayana’nın isimlerin fiillerden türediği ilkesinin evrenselliğine, Gargya’nın itiraz ettiğini söyler. Gargya, zorlanan etimolojilerin genellikle bu prensibe başvurulmasından kaynaklandığını gözlemiştir. Gargya, örnek olarak, eğer ‘aşva’ (at), ‘aş’ (seyahat etmek) fiil kökünden türetilmiş olsaydı, seyahat eden her şeyin de ‘aşva’ (at) olarak isimlendirilmesi gerekeceğini iddia ediyor.

Panini, Gargya’nın, ‘aşva’ (at), ‘go’ (inek), ‘puruşa’ adam gibi kelimelerin anlamları ya da formları sebebiyle, türemiş kelimelerin dışında tutmasını onaylar. Bu türden olan başlıca isimler Panini’den önce bir liste halinde çıkarılmış, ve bu isimlerin, sonuna çok çeşitli ekler getirilmek suretiyle fiillerden türemiş olduğu savunulmuştur. Bu soneklerin başında ‘u’ yani teknik olarak ‘un’ vardır ve bu sebeple türetmelerden oluşan bütün listeye ‘Unadi’ (un ile başlayan) adı verilmiştir. Panini bu tür hazır gövdeli kelimelere başvururken, kelimelerin oluşumu onu ilgilendirmez.

Panini’den önce hazırlanmış olan Unadi listesi, Uccvaladatta’nın Unadi Sutra’sında (tahmini olarak M.S. 13. yy'dan sonraya tarihlendirilir) olduğu gibi bir şekilde biraz değiştirilerek baki kalmıştır. Günümüzde de olan haliyle bu Sutra, Hindistan’da M.S. 100’den çok önce kullanılması mümkün görünmeyen bir isim olan ‘dinara’ (Latincede denarius) gibi bazı yeni kelimeler içerir.

Panini’nin gramerinde türetmelerle ilgili belirgin olan, fonetikle çok fazla ilgilenmeden, yalnızca kelime oluşumunu ya da cümledeki sözcüklerin uyumunu etkilemesi bakımından fonetiği kullanmış olmasıdır. Bu sebeple Panini fonetiğin değişimiyle ilgili genel kurallar vermeyip, analizlerinden kaynaklı olarak, Unadi Sutra’dakilere benzemeyen, olasılık sınırlarıyla hareket edip, genellikle doğru olan, karşılaştırmalı filolojiyle doğrulanan birçok kural keşfetmiştir. Bunlardan en önemlisi, ünlülerin güçlü dereceleri olan ‘guna’ ve ‘vçiddhi’ ile değişimleridir. Grimm bunu ‘ablaut’ olarak isimlendirir ve karşılaştırmalı gramer bunu orijinal Hint-Avrupa dilinin devamı olarak görür. Hintlilerin diğer büyük fonetik keşifleri, Panini’den öncekiler ve orijinal Pratişakhya’lar yani Vedik okulların bilimsel fonetik incelemeleri tarafından yapılmıştır.

Panini ayrıca türemiş kelimeler ve cümle içindeki kelimelerin de vurgularını inceler ancak, bizim deyimimizle sözdizimi (sentaks) ile uğraşmaz. Belki de bunun nedeni sadece Sanskrit’teki cümlenin sadeliğinden kaynaklanmaktadır.

Panini’nin çalışmalarının genel planı aşağıdaki gibidir:

Kitap 1     gramere ilişkin teknik terimler ve yorumun kurallarını içerir.
2     bileşimlerdeki ismiler ve ismin halleri arasındaki ilişkilerle ilgilenir.
3     fiil köklerine soneklerin nasıl ekleneceğini öğretir.
4–5    aynı yöntemin isim köklerine göre açıklamasını yapar.
6–7    kelimelerin oluşumunda şive ve fonetikteki değişimleri tanımlar.
8     kelimelerin cümle içindeki durumlarından bahseder.

Bu genel plan ne yazık ki sürekli tek bir kural ya da bir kurallar dizisi tarafından bölünmüştür. Bu kurallar yazar tarafından ilerleyen gramer çalışmalarının bir sonucu olarak veya doğal anlamlarından sözcüklerden tasarruf etmek amacıyla sunulan durumuna dönüştürmesinden aktarmalarıyla eklenmiştir.

Panini, kurallarını formüle ederken, mümkün olduğu kadar kuramsal ve genel bir yolla ifade etmeyi amaçlamıştır. Panini ara sıra bir tek durum için genel bir kural oluşturma yoluna giderken, diğer taraftan da bir başlık altında ilgili birçok fenomen sıralar duruma düşmektedir.

Grameri üzerinde mümkün olanın en kısası presibini yerine getirirken, Panini fiilin elipsi, özel teknik bir halinde durumların kullanımı, onu izleyen birçok ikincil kurallarla doldurulacak baş kurallar (adhikara) gibi pek çok yönteme başvurur. Bu bağlamda bütün bir kural genellikle tek bir kelimeyle ifade edilebilmektedir. Böylece; hareket, yön, kaynak, sebep bildiren ‘dhatoh’, harfi harfine ‘bir kökten sonra’ anlamına gelmekle beraber yalnızca sonraki eklerin kökü olmak demek değildir. Aynı zamanda bir ‘adhikara’ etkisini (anuvrtti) 540 dan fazla aforizma ile genişletmiştir.

Kısalık prensibi bundan başka, dikkate değer bir şekilde teknik terimlerin bulunmasında uygulanmıştır. Panini’nin bu terimleri, ‘sam-asa’ (bileşik) gibi fenomenleri ya da ‘dvi-gu’ (iki inek) gibi bir katagoriyi tarif eder, ‘rakam bileşimleri’ni belki de tamamen öncüllerinden ödünç almıştır. Fakat Panini’nin terimlerinin birçoğu kendince bir grup harften oluşup, cebirsel işaretleri andırırlar. Bunlardan yalnızca birkaçı ‘iti’ (böylece) den gelen ‘it’ (indicatory letter / gösterge harf) gibi gerçek kelimelerin kısaltılmış halidir. Birçoğu büyük bir tartışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmış, dilde çok az görülen harflerden derlenmiştir. Öyle ki, ‘l’ harfi fiillerin kişisel bitimlerinde kullanılan bir sembol olarak alınmış ve ‘n’ ile birleştirildiğinde başlıca zamanlardan, fakat ‘n’ ile birleştirildiğinde ise ikincil zamanlardan ya da hallerden birini belirtir hale gelmiştir. Böylece ‘lan’, ‘lin’, ‘lun’, ‘len’, ‘lon’ şimdiki zaman (present), tamamlanmış zaman (perfect), gelecek zaman (future), şart kipi (sunjunctive) ve emir kipine (imperative); ‘lan’, ‘lun’, ‘lin’ ise hikaye geçmiş zaman (imperfectum), zamanı belli olmayan (aorist) ve potansiyel hallerine işaret eder.

Panini’nin grameri bilimsel prensiplere dayanan bir alfabe ile başlar. Bu alfabenin birçok harfi, ‘it’ ya da ‘anubandha’(gösterge harf) ya bağlı, ‘pratyahara’ diye adlandırılan değişik harf gruplarını belirten uygun çekimlerden meydana getirilebilir. Ünlüler şu şekilde düzenlenmiştir: a i u-n, r lr-k, e o-n, ai au-c. Her grubun sonunda bulunan bir gösterge harflerle, bütün basit ünlüler ‘ak’ olarak gösterilebilir ve basit ünlüler ikili ünlüyle (diphthong / diftong) birlikteyken de ‘ac’ olarak gösterilebilir. Sanskrit’in son harfi ‘h’ olduğundan ‘ha-l’ yazılıp, bütün alfabe ‘al’ (Latin alfabesini de aynen bu yolla gösterecek olursak ‘az’ biçiminde ifade edilebiliriz) sembolüyle gösterilir. Gösterge harfler aynı zamanda soneklere, köklere, kelimelere de onlara uygulanabilecek belli kurallara işaret etmek için de kullanılabilir. Böylece kısalık sağlanırken, akılda tutmaya da yardımcı olur.

Panini’nin çalışmasının iki eki vardır. Bunlardan birisi ‘Dhatu-panha’ yani ‘Fiil köklerinin listesi’, fiil çekimlerinin sınıflarına göre düzenlenmiştir, çekim biçimleri ise vurgularla ve gösterge harflerle açıklanır. Bu listede dikkati çeken bir gerçek, listede bulunan 2000 kökün -ancak bu köklerin birçoğu bir tek formun değişik halleridir- yalnızca 800 kadarının şu ana dek Sanskrit edebiyatında bulunmuş olmasıdır. Aynı zamanda 50 kadar Vedik fiili liste dışında bırakır. İkinci ek ise, ‘Gana-panha’ (Kelime gruplarının listesi) dır. Panini, ilk kelimesine başvurarak bütün gruba uygun kurallar verir. Yalnızca Vedik çalışmalarda karşımıza çıkan birçok kelime içeren bu kolleksiyon, Dhatu-panha’dan daha az korunmuştur. Gana’lar, Vardhamana’nın çalışması olan (M.S 1140) ‘Gana-ratna-mahodadhi’ (Kelime Gruplarının Cevherler Okyanusu) de ölçülü olarak düzenlenmiştir.

Panini’nin çalışması, çok erken bir tarihte otorite olarak kabul görmüş ve en aşağı 2000 yıldır Sanskritte gramer çalışmalarının kuruluşu ve kullanımın standart olması açısından bu değeri korumaktadır. Kısalık için her türlü bedeli sık sık feda eden bir çalışmanın anlaşılmasındaki güçlük nedeniyle kısa sürede açıklamalara ve gramatik bilginin artmasıyla da düzeltme ve ilavelere ihtiyaç duyması doğaldır. Bu türden teşebbüslerin en eskileri bilinmeyen yazarlar tarafından yapılmış yorumların (paribhasha) kurallar halinde formülleştirilmesidir. Böylesi çalışmalardan Panini’nin varisi Katyayana da bahseder. Bu tür kuralların bir koleksiyonu olan ‘Paribhashendu-şekhara’ (Moon-crest of Interpretative Rules), 18. yy'da Nagoji-bhanna tarafından yapılmıştır.

Bir diğer çalışma olarak elimizde Katyayana’nın ‘Varttika’ları (notlar) (‘vrtti’, ‘açıklama’dan gelir) vardır. 1245 tane olup Panini’nin aforizmalarının yaklaşık üçte biri kadardır. Bu gramerci Deccan’lı olup, muhtemelen M.Ö. 3.yy’da yaşamıştır. Katyayana’nın eleştirisi onun Panini’den farklı olduğunu gösterdiğinde, genellikle ikincisinin hatalı olduğu varsayılır, ancak hatanın kapsamının değerlendirilmesinde unutulmaması gereken gerçek Katyayana’nın Panini’den hem sonraki bir tarihte hem de Hindistan’ın farklı bir bölgesinde yaşamış olduğudur. Katyayana’dan, önce ve sonra başka gramerciler de Panini üzerine benzer yorumlar yapmışlardır. Onun döneminden sonra pek çok gramere ait ölçülü formda Karika’lar (yorumlar) vardır.

Bütün bu kritik çalışmaları Patancali tarafından kendisine ait pek çok bütünleyici notla birlikte ‘Mahabhashya’ (Büyük Açıklama) adlı geniş eserde toplanmıştır. Onun tartışmaları bir diyalog tipindedir ve Panini’nin 1713 kuralıyla ilgilidir. Patancali’nin çalışması M.Ö. 2. yy'ın ikinci yarısıyla tarihlendirilir. Mahabhashya, 7.yy’da, Bhartçhari tarafından gramer felsefesiyle ilgili ‘Vakyapadiya’ (Bir Cümledeki Sözcükler Üzerine Bilimsel İnceleme) adlı eserinde ve Kaiyana tarafından muhtemelen 13.yy da yorumlanmıştır.

M.S.650 civarında Panini üzerine başka bir yorum olan ‘Kaşika Vrtti’ (Benares Yorumu) yazılmıştır. Sekiz kitaptan ilk beşi Jayaditya, diğer üçü de Vamana’ya aittir. Panini’nin bozulmuş bir metnine dayanır, bazı hatalar içerir ancak kısalığı ve kolay anlaşılırlığı bakımından değerlidir. Mahabhashya’dan daha kısa olmasına rağmen Panini üzerine yapılan en eski yorum olarak özellikle değerlidir, bütün Sutraları açıklar.

5.yy da Ramaçandra’nın ‘Prakriya-kaumudi’ (Methodun ayışığı) adlı eserinde Panini’nin grameri daha akılcı ve pratik bir yolla tekrar düzenlenmiştir. 17.yy da Bhannoci’nin ‘Siddhanta-kaumudi’ (Moonlight of Settled Conclusions) adlı eserinde Panini’nin Sutra’larını daha doğal bir düzende benzer bir amaçla incelenmiştir. Bu çalışmanın kısaltılmış hali, Varadaraca’nın Laghu-(siddhantha-)kaumudi adlı eseridir ve genel olarak gramerin ana sistemine giriş için niteliğinde faydalı bir kitaptır. Panditler tarafından hala inanılan, Panini’nin çökmezliği, yukarıda adı geçen gramercilere de rehberlik etmiş ve Panini’nin kuralları hakkında açıklamalar yapmaya zorlamıştır.

Bu dönemden sonra yaşayan diğer gramerciler, -Panini’nin okuluna ait olmayan- az bir öneme sahiptir. Panini’nin Vedik formlar ve şiveyle ilgili kurallarını dışlarlar. Yeni bir bakış açısı vermezken teknik türemeler üretmeyi ve konuyu daha anlaşılır ve popüler bir yöntemle sunmayı amaçlarlar. Panini’ci olmayan bu gramerciler içinde M.S. 650 civarında yaşayan Çandra ’nın; Kaşika Vritti’nin izini süren Sahte-Şakanayana’nın ve içlerinde en önemlisi olarak Hemaçandra (12. yy)’nın isimleri verilebilir. Şarva-varman’ın (yaşadığı dönem belli değildir) ‘Katantra’ adlı eserinin terminolojisi, eski çalışmalar, özellikle Pratişakhya’larla benzerliğiyle göze çarpar ve bu döneme ait gramercilerin en etkilisidir. Kaççayana’nın standart Pali gramerine, Dravidian ve Tibetlilerin ana gramerine model olmuştur. Vopadeva’nın ‘Mugdha-bodha’ (cahilin aydınlatılması) adlı eseri, çok teknik bir çalışmadır ve 13. yy dan günümüze kadar gelmiş, hala Bengal’in Sanskrit gramerinde başlıca eserlerdendir. Son olarak, bilinmeyen bir yazarın ‘Sarasvati Sutra’sı (Sarasvati gramerinin aforizmaları) kolay anlaşılır olması ve özlü oluşuyla ayırt edilen bir çalışmadır.

Bunun yanısıra, konuların özel bölümleriyle ilgilenen ve Sanskrit grameri hakkındaki bilgilerimize önemli yardımlar sağlayan çalışmalar da vardır. Mahabhashya’dan daha sonra ancak eski şivenin bilindiği bir dönemde yazılmış olan Şantanava’nın ‘Phin Sutra’ adlı eseri isimlerin vurgulanmalarıyla ilgili kurallar verir. Panini’nin analitik metodunu kullanmaz ancak son sözde yer verir. Panini ismin cinsini belirlemezken dişil sonekleri belirtir ve genel anlamda kelimenin cinsi üzerindeki farklılıkları önemsiz bulmaz. Bu konunun bütününü Hemaçandra’nın ‘Linganuşasana’ (İsmin Cinsi üzerine Bilimsel İnceleme) adlı eseri ele alır.

Bir Avrupalı tarafından yazılan ilk Sanskrit grameri bir Alman misyoner olan Heinrich Roth’a aittir. Augsburg yerlisi olan Roth, 1668’de Agra’da Jesuit Kolejinin yöneticisi olarak ölmüştür. Bu çalışma hiçbir zaman basılmamıştır fakat elyazması halen Roma’da korunmaktadır. Fakat, Kircher’in ‘China Illustrata’ (Amsterdam 1667) adlı eserinin 162-163 üncü sayfalarında, Roth’un Devanagari karakterleriyle Sanskrit alfabesi üzerine beş tablo içeren çalışması bulunmaktadır.

Avrupa’da Sanskrit grameri çalışmalarından basılan ilk eser Paulinus a Saneto Bartholomaeo tarafından Latince olarak yazılmış ve Roma’da 1790 yılında basılmıştır. Bu çalışma, 1732’de ölen Alman Cizvit misyonerlerden Hanxleden tarafından bırakılan materyaller üzerine kurulmuştur. Tamamlanması amaçlanan ilk bilimsel gramer Colebrook’undur ve 1805’de basılmıştır. Bunu, 1806’da Carey’inki izler. Önceki çalışma Panini üzerine, sonraki ise Vopadeva üzerine kurulmuştur. Avrupa prensipleri üzerine yazılmış ilk Sanskrit gramer Wilksins’indir (1808) ve geçen yüzyıl başlarında Sanskrit çalışmalarının en etkilisidir. Onun ardından gelenler içinde en çok göze çarpanlar; Bopp, Benfey ve Whitney’dir. Bopp’un grameri dilbilimsel metodu ve bunun yanında da kolay anlaşılırlığıyla önemlidir. Benfey, Panini’nin geleneksel materyaliyle Epik ve Vedik lehçelerin özelliklerinin ilk birleşimidir. Aynı zamanda, Sanskrit formların açıklanmasında karşılaştırmalı Filolojiyi sıkça kullanmıştır. Amerikalı bilgin Whitney ise Vedik dili daha ayrıntılı inceleyerek, Sanskrit gramer tarihini araştırmaya girişmiş ve bu yolla, Klasik Sanskrit’in gelişimini araştırmıştır. Sanskrit gramerini bütünüyle karşılaştırmalı bakış açısıyla ele alan mükemmel çalışma Prof. J. Wackernagel’indir. Ancak, 1896’da basılan ilk cildi yalnızca fonetikle ilgilenir. Ve ikinci cildin (1905) ilk bölümünde bileşikler karşımıza çıkar.

19. yy’ın ikinci yarısında en çok kullanılan Sanskrit gramer çalışmaları Monier-Williams ve Max Müller’e ait olanlardır. Her ikisi de ana sistemden pek çok pek kullanımı olmayan malzeme içerir, fakat bunlar engel olmanın tersine Sanskrit edebiyatı öğrencilerine kolaylık sağlar.

© 2009 hindoloji.com. All right reserved unless otherwise stated.